Blog Bir Askerin Kırılma Noktası: Son Hücum (Twelve O'Clock High) Filmi

Bir Askerin Kırılma Noktası: Son Hücum (Twelve O'Clock High) Filmi

 

Son Hücum (Twelve O’Clock High, 1949), Hava Kuvvetleri’yle ilgili yapılmış en gerçekçi filmlerden biri olarak kabul edilir. Hatta, Amerikan Hava Kuvvetleri derslerinde uzun yıllar örnek olarak izletilmiştir. 1942-43 yılları arasında stratejik bombardıman yapan Sekizinci Hava Filosunu konu alan filmi bu kadar gerçekçi yapan ise senarist Beirne Lay Jr.’ın anılarına dayanıyor olması. Çok az muharebe deneyimi olan ağır bombardıman pilotları büyük kayıplar yaşıyordu. Son Hücum ise böyle zor anlarda karar almanın yıkıcı psikolojik etkilerine odaklanıyor.

Filmin gösterildiği tarihlerde, Stratejik Hava Komutanlığındaki yüksek rütbeli subaylar, filmdeki ödün vermeyen otoriteye katılıyor ve ileride olası nükleer savaşlar için bu tür bir liderlik anlayışının vazgeçilmez olacağını savunuyorlardı. Air Force dergisinin editörü John T. Corell’e göre, teknolojinin gelişmesi, yerleşik stratejilerin ve Hava Kuvvetleri doktrinin değişmesiyle film eğitim yönünü kaybetmiş olsa da bugüne kadar Hava Kuvvetleri’yle ilgili yapılmış en iyi film.

Amerika çoğu bombardıman üssünü Doğu Anglia Krallığı kırsallarına konuşlandırmıştı. Bir topun ağzını andırırcasına, yüzleri Nazi işgali altındaki Avrupa’ya dönüktü. B-17’ler için bu üsler apar topar oluşturulmuştu. Savaş sonrasında yolların ve tünellerin üzeri kapatılmış, savaşa dair tüm izler silinmişti. On yıllar sonra, 100. Bombardıman Grubu Gaziler Derneği üyeleri, alanın bugünkü sahibiyle anlaşarak oradaki küçük kontrol kulesini müzeye çevirdi. Senarist Beirne Lay’in kaldığı yer tam da burasıydı. Burada yüze yakın göreve çıktı. Bunlardan biri, 17 Ağustos 1943 Regensburg saldırısıydı. Lay, Piccadilly Lily üzerinde uçtu, eve dönebilen 12 uçaktan biri onunkiydi. O gün, Hava Kuvvetleri Regensburg’da 60 uçağını kaybetti.

Stüdyo yöneticisi Darrly F. Zanuck, Muharebe Teşkilatı’nda tartışmalı zamanlar geçirmiş bir askerdi, 1944 yılında görevinden ayrılmadan önce Kuzey Afrika işgalinde yer almıştı. Bu filme herkesten çok ilgi gösterdiği ortadaydı. Bernie Lay Jr. ve Sy Barrett daha filmin uyarlanacağı romanı bitirmeden, Zanuck film haklarını satın aldı.

Hava Kuvvetleri, filmdeki bombardıman sahneleri için 20th Century Fox’a hasar görmüş, ama hala uçabilen B-17’ler gönderdi. Oyuncular için gerçek uçuş tulumları sağladı. Hatta çekimler bittikten sonra, oyuncuların birçok A-2 pilot ceketini “kaybettiği” ortaya çıktı. Hava Kuvvetleri, teknik konular için ücretsiz danışman sağladı; yüzlerce asker, figüran olmak için gönüllü oldu. Stüdyo, B-17’nin düşüş sahnesinde kameralara bir şey olması durumunda, acil iniş yapabilecek dublör pilot Paul Mantz’la anlaştı. Çekimlerde kullanılan uçakların birçoğu radyoaktif olarak kirlenmiş durumdaydı; çünkü atom bombası denemeleri için drone niyetine kullanılıyorlardı.

Zanuck, B-17’leri alabilmek için doğrudan dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Hoyt Vanderberg’e gitti. Eglin Hava Üssü, düşüş sahnesi için B-17 vermeyi son anda reddettiğinde, Zanuck hemen Vanderberg’i aradı ve bir çözüm bulmasını istedi. Eglin Üssü, uçağı 20th Century Fox’a bir şartla vermeyi kabul etti: Stüdyo, uçaktan geriye kalan bütün parçaları geri gönderecek ve kargo bedelini ödeyecekti.

Zanuck, hikâyede de değişiklikler yaptı. Başrol General Frank Savage’nın (Gregory Peck), genç ve güzel teğmenle yaşayacağı aşk filmden çıkarıldı. Zanuck, filmin genel havasıyla uyuşmayan her şeyin çıkarılmasını istedi. Lay ve Bartlett yalnızca 918. Bombardıman Grubu’nun içindeki çatışmalara odaklanan bir senaryo oluşturdu.

Gregory Peck de Zanuck’un seçimiydi ve böylesi sert bir rolü ilk kez canlandırıyordu. Filmi başarıyla sırtlasa da 918. Bombardıman Grubu’nun kimliği, diğer karakter oyuncularıyla yaratılıyordu. Dean Jagger, çelik gibi sinirlere sahip Binbaşı Stovall rolü için büyük fedakârlık yaptı. Kariyeri boyunca ilk kez, peruğu olmadan oynamayı kabul etti. Geri kalan oyuncular ise Hollywood’un fazla bilmediği veya çoktan unuttuğu yüzlerdi. Örneğin Millard Mitchell, genç askerlerine ölümü emreden efsanevi Ira Eaker rolündeydi.

Karakterler arasındaki uyumun sebebi ise yine Beirne Lay’di; çünkü karakterleri yaratırken kendi savaş anılarının yanı sıra tarihi figürlerden de ilham aldı. General Frank Savage, aslında Ira Eaker’in 1943 yılında 306. Bombardıman Grubu’nu “hizaya getirmesi” için gönderilen Albay Frank A. Armstrong’tu. 306’nın üç katı olan 918 sayısının Bombardıman Grubu için seçilmesi de tesadüf değildi.

Lay, Havadan İndirme Birlikleri’ne 1932 yılında katıldı. Yeni yetme bir Bombardıman Komutanı olarak atanmıştı ve görevi, modası geçmiş Keystone B-6 ya da Curtiss B-2 gibi iki motorlu, çift kanatlı uçakları uçurmaktı. Teğmen, kısa sürede çok sevdiği daktilosunu da göklere taşıdı ve Birlikleri basına tanıtmayı görev edindi. Havacılık editörleri, Lay’in bilgilendirici yazılarına hayran kaldı. 1935 yılında Lay, The Sportsman Pilot dergisinde editör olarak çalışmaya başladı. 1937 yılında ilk romanı I Wanted Wings’i yayımladı, hatta Paramount Stüdyosu film haklarını aldı. Ancak hikâye o kadar değiştirildi ki Ray Milland’ın başrolünü oynadığı 1941 yapımı film ile arasında hiçbir benzerlik kalmamıştı.

Lay, muharebe görevi yapmak için can atıyordu. Ne var ki, onun yazarlık kariyerini yakından takip eden Eaker, buna engel oldu ve Lay’e İngiltere’deki Sekizinci Hava Kuvvetlerinde Muharebe Subayı görevi verdi. Lay, bu durumdan hiç memnun değildi. Masasında değil, kokpitte olmak istiyordu. Transfer edilmek için uzun uğraşlar verdi 1943 yılında Regensburg’a giden 100. Bombardıman Grubu’na dahil oldu.

Regensburg, vahşet doluydu. 550’den fazla mürettebat, kayıplara karıştı veya hayatını kaybetti. Dönmeyi başaran uçaklar tamir edilemeyecek kadar hasarlıydı. 1943 sonbaharında, Sekizinci Hava Kuvvetleri çöküşün eşiğine geldi. Buna rağmen, Lay’in içinde bitmek bilmeyen bir muharebe isteği vardı.

1944’te, B-24 kullanacak 487. Bombardıman Grubu’nu ayağa kaldırması için Amerika’ya geri gönderildi. İşi epey zorluydu çünkü; ekip yeterince eğitilmemişti ve uçaklarda birçok aksaklık vardı. Bir şekilde Grubu Atlantik’ten geçirdi ve Doğu Anglia’daki üslerinde eğitmeye başladı. Sorumluluk fazlaydı; Lay, bu yükü kaldırmakta zorlanıyordu. Geceleri yatağına yattığında, uzun uzun tavanı seyrediyor ve emrindeki birçok gencin öleceği ya da düşman sınırlarında esir düşeceği gerçeğiyle yüzleşmeye çalışıyordu. Son Hücum’un temelinde bu yüzleşme yatıyordu.

Lay’in muharebe hayatı kısa sürdü. Normandiya Çıkarması hazırlıkları sırasında uçağı düşürüldü. Mürettebatından 5 kişiyi kaybetti, diğerleri ise kazadan sonra kaçmayı başardı. Lay, Fransızlara sığındı ve birkaç ay sonra Amerikan hattına güvenle döndü.

Döndüğünde 487. Grubun başına çok daha hırslı bir komutan gelmişti. Dahası, Lay Fransızlarla ilgili çok şey biliyordu ve esir alınmaya çalışması kaçınılmazdı. Bu nedenle göreve gönderilme riski alınamazdı. Muharebe Komutanlığı görevine son verildi. 

1946 yılına gelindiğinde Bernie Lay, sivil hayatına alışmaya çalışıyor ve Hollywood’da senarist olarak yaşamını kazanmak istiyordu. Geçmişinden tanıdık bir yüz, yani Sy Bartlett karşısına çıktı.

Savaş öncesinde Hollywood, Bartlett’e iyi davranmıştı; gösterişli barbekü partileri düzenliyor, yapımcı Zanuck’la birlikte polo oynuyordu. Savaş esnasında, ordunun belgesel bölümüne katılmak için birkaç bağlantısını kullanan Bartlett, aynı bağlantılar sayesinde İngiltere’ye kadar gelmişti.

Bu bağlantılardan biri Bernie Lay’di. Kısa zamanda çok iyi anlaştılar. Lay, onu Sekizinci Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Carl “Tooey” Spaatz’la tanıştırdı. Spaatz, Bartlett’i kişisel istihbarat yardımcısı yaptı. Böylece Bartlett üslerde istediği gibi dolaşabiliyor ve bombardımanlara katılabiliyordu.

Savaştan sonra, Lay’le Hollywood’da karşılaşan Bartlett, Sekizinci Hava Kuvvetleri’yle ilgili bir hikâyenin kazanç getireceği konusunda onu ikna etmeye çalışıyordu. Lay bir türlü kabul etmiyor, Bartlett ise ısrar ediyordu. Nihayetinde Lay, daktilosunun başına geçti. Bartlett de payına düşeni yaptı – olay örgüsünü ve diyalogları şekillendirdi. Yine de Son Hücum’un belkemiğini Bernie Lay’in anıları ve sıkça altında ezildiği sorumluluk duygusu oluşturuyordu.

Bu duygunun ağırlığı, en belirgin biçimde, Frank Savage’nın 918. Grup için yaptığı ilk konuşmada gösteriliyordu. “Bir savaşın ortasındayız. Savaşmalıyız ve bazılarımız ölmeli,” diyordu Savage. “Size korkmamanızı söylemiyorum. Korkmanız normal. Ama kendinizi şimdiden öldü bilin, ondan sonrası çok da zor olmaz.”

Filmlerde duymaya alışkın olduğumuz ilham verici ya da cesaretlendirici konuşmalardan değildi. Şiirsel ya da güzel olduğu da söylenemezdi. Ancak, 1943 yılında 306. Bombardıman Grubu tam olarak bunları yaşamıştı. Savage, gerçeği süslü cümlelerin arkasına saklamıyor, kaçınılmaz olanı söylüyordu. Orada olmayanların anlayamayacağı bir ruh haliydi belki; ama Son Hücum sayesinde, benzer duyguları bizler de tekrar ve tekrar hissedebiliyoruz.