Blog Savunma ve Havacılık Sanayiinin Kahramanları : Mustafa Akkurt

Savunma ve Havacılık Sanayiinin Kahramanları : Mustafa Akkurt

Bize kendinizi tanıtır mısınız?

1955 Giresun-Tirebolu doğumluyum. 1974 yılında Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesine girdim. 1979 yılında makine bölümünden mezun oldum. 1982 yılına kadar şimdiki adıyla Sakarya Üniversitesi’nde akademik personel olarak görev yaptım. Akademik görevden ayrılarak 1982 yılında Aselsan’da Mekanik Tasarım Mühendisi olarak çalışmaya başladım. Mekanik Tasarım Mühendisi olarak ASELSAN lisans altında ürettiği ve geliştirdiği  askeri elektronik ekipmanları mekanik parçalarının tasarımını yaptım. 1984 yılında TOFAŞ’ta kısa süreli proje mühendisi olarak görev yaptıktan sonra 1985 Ocak ayında Türk Havacılık ve Uzay Sanayiinde Takım /Aparat Mühendisi olarak göreve başladım. TUSAŞ’da Takım Aparat Mühendisi, Takım Tasarım ve İmalat Atölye şefi, Kıdemli Tasarım uzmanı ve Helikopter Yapısal Mühendislik Müdürü ve Kalite ve Sertifikasyon Başkanı olarak görev yaptım. Şu anda Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. de asaleten İnsan Kaynakları Başkanı, vekaleten de Kalite ve Sertifikasyon Başkanı olarak görevimi icra etmekteyim. Evliyim ve üç çocuğum var.

"Teorik eğitimin öneminin yadsınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bugünkü muhakememde de olayları değerlendirmemde altta yatan sebep teorik eğitime verdiğim önemden kaynaklı."

Öğrenim hayatınızdan biraz bahseder misiniz? Mühendisliğe olan ilginiz ne zaman başladı?

Ortaokul ve lise eğitimlerimi Tirebolu’da tamamladım. Taşrada olmama rağmen ne yapmam gerektiğini biliyordum. Mühendisliği kafama koymuştum. Bu yüzden lisede de ilkokulda da derslerime iyi çalıştım. Eğitimin yerine konulabilecek başka hiçbir şey yok. Hiçbir zaman ezber yöntemini kullanmadım. Teorik olarak bir olay anlatıldığında onun hep fiziksel karşılıkları yoluyla kavramaya çalıştım.  Teorik eğitimin öneminin yadsınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bugünkü muhakememde ve olayları değerlendirmemde altta yatan sebep teorik eğitime verdiğim önem kaynaklıdır. Üniversite eğitimi çok önemli daha sonrasında ise üniversitede öğrendiklerinin hayattaki karşılıklarını bilmek lazım. Sosyal bilimlerde böyle olmayabilir ancak mühendislik bilimlerinde durum böyle.

Mühendislik Fakültesine girdiğinizde neden makine bölümünü seçmek istediniz?

Köyümüzde ilgi ile takip ettiğim demirci dükkânı vardı. Demirci, tırpan, orak gibi tarım ürünlerinin demirlerini döverdi. Ben onun demir dövüşünü izlerdim. Bu aletlerin nasıl üretildiğini ve nasıl yapıldığını merak ederdim. O sırada makinalara karşı bir hayranlık başladı.  Ben çocukluğumdan bu yana getirdiğim hayranlığımı makine bölümü tercih ederek devam ettirdim.

Aldığınız eğitimlerin savunma sanayiine girişiniz üzerindeki etkisi nedir? TUSAŞ’a gelişiniz nasıl oldu?

Üniversitedeki seçmeli derslerde hep kendi ilgi alanıma yönelik dersleri seçmeye dikkat ettim. Başlarda akademik olarak çalışma hayatıma devam etmek istiyordum. Ancak daha sonra akademik kariyerden vazgeçtim ve Aselsan’a geldim. Sırt telsizinin mekanik tasarımını yaptım.  Sahra telefonunun tasarımını yaptım. Daha sonra TOFAŞ’a gittim. TOFAŞ'taki projem, severek çalıştığım bir projeydi ama aklımdaki yurtdışına gitme isteği sebebiyle TUSAŞ’a başvurdum. Bu sırada TUSAŞ ve TEİ yeni kuruluyordu. Böyle bir kuruluşun içinde bulunmak ve yurtdışında eğitim imkânı beni heyecanlandırdı ve böylelikle TUSAŞ’ta çalışma hayatıma başladım.

Türk Havacılık ve Uzay Sanayii şirketinde çalışanlarına Lockheed Martin’de eğitim görme fırsatı sunulduğunda ne yaptınız?

TUSAŞ’ın ilk 100 çalışanından biriyim. 89. kişi olarak TUSAŞ’a girdim. Ben geldiğimde TUSAŞ’ta sadece tek bir bina vardı. TUSAŞ’a girdikten sonra 1 yıl Amerika’da "takım - tasarım" konusunda General Dynamics’te eğitim gördüm. Amerika’da görevlendirildiğim zamanda uçak parçalarının yapılmasını, monte edilmesini, testini mümkün kılan bütün aparatların tasarlanması, üretime hazırlanması ve detay parçaların imalatının ve montajlarının eğitimini aldım.

F-16 üretim sürecinizden bize biraz bahseder misiniz? Bu süreç size neler kattı?

F-16 üretim sürecinde göz ardı etmememiz gereken bir şey vardı. Bizim bu işi öğrenmemiz gerekiyordu.  Bize sunulan paketleri kabul ettik. İşin kendisini öğrenmeye, uçak takım aparat tasarım ve imalatını ve dolayısıyla uçak inşa teknolojisini bir bütün olarak kavramaya çalıştık. O gün deneyimlediğimiz her şey bizim için bir başarı, çünkü biz o zamanlarda yaşanan hadiselerden bugünlere geldik.

TUSAŞ’ta Takım tasarım atölyelerinin kuruluşunda öncü rol üstlendiniz. Bu atölyelerin kuruluşunu bize aktarabilir misiniz?

Atölyenin yerleşim planı çerçevesinde, elektrik hatlarını, hava hatlarını, masaları, sandalyeleri, tezgâh ve çalışma masalarını Amerika’da eğitim aldığımız ortama uygun olarak resmedip sipariş ettik. Yurtdışı deneyimlerimizde birçok şeyi öğrendik ama sıra uygulamaya gelince bazı zorluklar yaşadık. Deneyerek, yanılarak, daha iyisini yapmaya çalışarak öğrendik. Öğrendiğimiz tasarım, inşa konseptlerini kendi işlerimize entegre edince işimiz kolaylaştı. Çünkü takım tasarım aparatı yaptığınızda eğer süreçleri biliyorsanız bunu kolaylıkla yapabiliyorsunuz.

"1985’lere gittiğimizde bizim için üretmek daha zorken bugün üretmek daha kolay, ürün tasarlamaksa çok daha önemli hale geldi."

Atölyeler kurulurken yaşadığınız sorunlar olmuş muydu? Bu sorunların üstesinden nasıl geldiniz?

Takım tasarım aparatları yaparken yaşadığımız sıkıntılar muhakkak oldu. Takım tasarımların TUSAŞ’ta değil de İngiltere’de yapılması fikri sunuldu. Biz buna karşı çıktık. Bu bizim için önemli bir adımdı. “Biz varız, biz yaparız” dedik. O dönemde karşılaştığımız zorlukların birçoğu bugün elimine edildi. Sofistike tezgahlar imalat işini biraz daha kolay yapılabilir hale getirdi. 1985’lere gittiğimizde bizim için üretmek daha zorken bugün üretmek daha kolay, ürün tasarlamaksa çok daha önemli hale geldi. 

Uçak üretiminde tasarımın önemi nedir?

Üretimde iken tasarımı çok eleştirdim. Ama tasarım tarafına geçince tasarımın başka bir iş üretimin başka bir iş olduğunu değerlendirdim. Üretimde iken bir tane deliğin yerini beceremediler gibi tepkilerimiz oluyordu. Ama bu tarafa geçince o deliğin yerini koymak için altında yapması gereken birçok analiz olduğunu anladım. İmal etmenin ve tasarlanmanın arasındaki farkı o zaman gördüm. 

TUSAŞ birçok sıfır hatalı F-16 imalatı gerçekleştirdi. Bu konudaki başarınızı neye?

Bizim teknisyenlerimiz eğer iyi eğitilirlerse ve üretecekleri şeyler iyi tanımlanırsa birçok şeyi üretebilirler. Bizim burada sıfır hatalı üretim yapmamızda birlikte çalıştığımız General Dynamics’in (şimdiki adıyla Lockheed Martin’in) büyük önemi var. General Dynamics  çok iyi doküman üreten bir firmaydı. İyi  tanımlanmış iş talimatları, bizim teknisyenlerin de iş yapabilme kabiliyeti ile birleşince bu işler yapılabildi. Yani buradaki başarı teknisyenlerimizin.

F-16 Projesi’nin Türkiye için endüstriyel kazanımları nelerdir?

Türkiye’nin her ne kadar 1925’lerden itibaren başlayan bir uçak imalat serüveni olsa da esas başlangıç 1984 yılında F-16 ortak üretimi ile başladı. Bu proje sayesinde uçak detay imalatını, montajını, yer ve uçuş testlerini yapmayı öğrendik. Saç metal parçaları, numerik kontrollü parçaları, kalıp yapma tekniklerini proje kapsamında öğrendik. Bunlar Türkiye için büyük bir öneme sahipti.

F-16 Projesi sırasında karşılaştığınız problemleri nasıl çözdünüz? Bunun için kullandığınız bir yöntem var mı? Motivasyonunuz neydi?

Biz burada karşılaştığımız zorluklara karşı Lockheed Martin’den aldığımız teknik yönetim dersi sayesinde olaylara nasıl yaklaşacağımızı ve nasıl müdahale edeceğimizi de öğrendik. Düzenleyici ve önleyici faaliyetleri yürüttük. İşte bunları yaparken aklımızı kullandık. Sorunun kök sebeplerine indik. Kendi çözümlerimizi kendimiz ürettik. F-16’yı üretirken hepimiz çok heyecanlıydık ve bu işi kendi işimiz gibi sahiplendik. İşte bu yüzden önümüzde problem olsa da çözülmez dediğimiz hiçbir şey olmadı. Motivasyonumuz, mesleğe duyduğumuz sevgimiz ve heyecanımızdı.

Bize şu an TUSAŞ İK (İnsan Kaynakları)’nın neler yaptığından bahseder misiniz?

Ben insan kaynakları bölümünü stratejik bir alan olarak görüyorum. Adaylarımızı kendimiz seçiyoruz, yerleştiriyoruz, görevlerini veriyoruz. Sonra işler kötü olduğunda da o arkadaşlara kötü diyoruz. O arkadaşları alan, seçen, eğiten bizleriz aslında. Bunu her zaman göz önünde bulundurmalıyız. İnsan Kaynakları birimi olarak işe alım müdürlüğümüz var, kariyer ve yetenek yönetimi müdürlüğümüz var, kurumsal güvenlik müdürlüğümüz var, sağlık ve iş güvenliği ile ilgili müdürlüklerimiz var. Aynı zamanda operasyonel insan kaynakları faaliyetlerini yürüten insan kaynakları ile ilgilenen müdürlüğümüz var. Yani insana dokunan her yerde biz varız.

"Gençlerimizden ricam nereye giderlerse gitsinler gittikleri yerin rengine boyanmasınlar. Kendi renklerini gittikleri yere taşısınlar çünkü başka türlü istediğimiz değişimi gerçekleştiremez, bir farklılık oluşturamayız."

Savunma sanayii alanında çalışmak isteyen gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Öncelikle gençlerimiz teorik derslere iyi çalışmalılar. Akademik eğitime önem vermeliler. Yabancı dil konusunda bir veya birkaç dilde kendilerini geliştirmeliler. Sahaya indikten sonra işi öğrenmeye hevesli olmaları gerekiyor.

Savunma sanayiinde yerli ve milli üretime bakış açınızdan bahseder misiniz?

Zor bir coğrafyadayız. Kendi kendimize yeter hale gelmemiz lazım. Yerli ve milliyi üretirken dikkat etmemiz gereken belirli hususlar var. Havacılıkta en önemli şey emniyet.  Mesela bir yere giderken uçağa biniyorsunuz, bu uçak hakkında en ufak bir tereddüdünüz olsa uçağa biner misiniz? Yani yerli ve milli bir ürün yaparken bunu belli bir standart ile yapmalısınız. Daha sonra bu ürünü sertifikasyona tabi tutmalısınız. Sertifikasyon maliyetli bir şey, küçük şirketler bunu kaldıramayabilir bu noktada devletin şirketlere destek olması lazım. 

Vizyoner Gençlere son olarak ne söylemek istersiniz?

Gençlerimzden ricam nereye giderlerse gitsinler gittikleri yerin rengine boyanmasınlar. Kendi renklerini gittikleri yere taşısınlar çünkü başka türlü istediğimiz değişimi gerçekleştiremez, bir farklılık oluşturamayız.