Blog Sektörel Tarih: Osmanlı’nın İlk ve Tek Gözlemevinin Kurucusu Takiyüddin

Sektörel Tarih: Osmanlı’nın İlk ve Tek Gözlemevinin Kurucusu Takiyüddin

Takiyüddin, Osmanlı’nın ilk ve tek gözlemevinin kurucusu, Klasik İslam Astronomisi’nin de en önemli ve son temsilcisidir. Dedeleri Nasıhuddin Numartekin ve Menkubers, Nureddin Mahmud b. Zengi ve Selahaddin devirlerinde yetişen Türk emirlerden olup, Nasıhuddin Numartekin, Selahaddin Eyyubi ve Esedüddin Şarküh ile beraber, Fatımilere karşı Mısır’ın fethine katılmış kumandanlardandır.

Takiyüddin, Şam’da Sebaiyye ve Takibiye medreselerinde müderrislik yapan babası Maruf Efendi ile birlikte 1550 yılında İstanbul’a gelmiş, sonrasında ise ekonomik nedenler dolayısıyla yargı yolunu seçerek, 1555’te Mısır’a gitmiştir.

Hem Şam’da hem de Mısır’da eğitim gören Takiyüddin, yargı görevinde bulunduktan sonra ise 1570 yılında İstanbul’a dönmüştür. Ancak Edirnekapı Medresesine atanmasına karşın kabul etmeyerek, Mısır’a geri gitmiştir.

Mısır’da kadılık görevinde bulunan Abdülkerim Efendi, eski gökbilimcilerden kalma risaleleri ve gözlem aletlerini Takiyüddin’e vererek, gökbilimle ilgilenmesini sağlamıştır. Takiyüddin, sonraki süreçte Müneccimbaşı Mustafa Çelebi’nin ölümü dolayısıyla, II. Selim tarafından Müneccimbaşılık görevine tayin edilmiştir.

İstanbul’da Ali Kuşçu’nun torunu Kutbeddinzade Muhammed Efendi gibi kişilerle dostluk kuran Takiyüddin, Müneccimbaşılık görevi esnasında Hoca Sadettin Efendi ile de temasa geçmiş ve kurduğu bu ilişki kendisine, Galata Kulesi’nde gözlem çalışmaları yapabilmesinin önünü açmıştır. Teknik yönden güçlü becerilere sahip olan Takiyüddin’in güneş saatleri ve mekanik saatler ile su pompası olarak değerlendirilebilecek çeşitli teknik aletler de tasarladığı bilinmektedir.

Takiyüddin, Hoca Sadettin Efendi’nin desteğiyle III. Murat’tan izin, yer ve ödenek alarak, 1577 yılında, Tophane sırtlarında bir gözlemevi kurmuştur. Bu tarihe kadar Osmanlı Devleti’nde herhangi bir gözlemevi kurulmamış olup, mevzubahis gözlemevi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde dahi ele alınacaktır.

Aslen gözlemevinin kuruluş tarihi üzerine fikir uyuşmazlıkları olsa da inşasına, 1575 yılında başlandığı ve 1577 yılında tamamlanarak gözlemlere başlandığı düşünülmektedir. Astronomlar ve idari personeller için çalışma odaları ile kalacak yerleri bünyesinde barındıran yerleşleşkenin kesin boyutları ise bilinmemektedir. Ayrıca gözlemevi, kendi kütüphanesine de sahiptir.

Kasım 1577’de Takiyüddin’in gözlemevinde, 1577 kuyruklu yıldızı gözlenmiştir. Bu gözlemden yola çıkan Takiyüddin, Sultan Murat’a, İranlılara karşı başarılı olacağı yönünde kehanette bulunmuştur. Fakat gözlemin ardından İstanbul’da, 1578’de bir veba salgını başlamıştır. Salgınla birlikte de gözlemevine karşı olumsuz tavır oluşmuştur.

Yaşanan olaylar üzerine Şeyhülislam Kadızade Ahmet Şemsettin Efendi padişaha, “Ihrac-ı rasat meşum ve perde-i esrar-ı felekiyyeye küstahane ıtlakı cür’etin vahamet ve akibeti meczumdur. Hiç bir mülkte mübaşeret olunmadı ki ma’mur iken harap ve bünyan-i devleti zelzelenak-ı inkilap olmaya (Mealen: Gözlem yaparak uğursuz feleklerin esrar perdesini küstahça öğrenmeye cürret edenin akıbeti mahrum olup, eğer bir memlekette zic hazırlanacak olursa, o memleket mamur iken harap ve devlet binaları deprem ile toprak olacaktır.)” şeklinde bir rapor vermiştir. Takiben, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa’ya bir Hatt-ı Hümayun gönderilerek gözlemevi yıktırılmıştır. Gözlemevinin yıkılmasından beş yıl sonra da Takiyüddin vefat etmiştir.

Ancak bu raporun doğruluğu üzerine tartışmalar bulunmaktadır. Kimi tarihçiler, raporun ya da fetvanın bir iddiadan öte olmadığını dillendirilmektedirler. İlave olarak, kuyruklu yıldızın 1 Eylül 1577’de görülmeye başlandığını, daha o vakitte rasathanenin inşa ve tesis aşamasında olduğunu, dolayısıyla da kuyruklu yıldızın, görülmesinden 3 yıl sonra gözlemevinin yıkılmasına neden olamayacağını söylemektedirler.

Kesin olarak bilinen bir konu ise gözlemevinin yıkılmasından 2 sene sonra hazırlanan Üçüncü Murat Şehnamesi’nde, Takiyüddin ile birlikte çalışmalarının, kuyruklu yıldızın ve bunun tetkikinde kullanılan aletin şemasının bulunmasıdır.

Gözlemevinin kurulduğu dönemde, Avusturya elçilik papazı ünvanına sahip Gerlach ve Salomon Sweigger’in Takiyüddin ile ilgili görüşleri ise hiç de olumlu değildir. Sweigger, yazdığı yolculuk anılarında Takiyüddin’den“Kıymetsiz Bir Astronomun Padişah’a Yaptırdığı Faydasız Masraflar” başlığı altında şu şekilde bahsetmektedir: “Aşağı yukarı üç yıl önce İstanbul’a geldiğim zaman güzel sanatlara meyli olan Sultan Murat, bir Arap tarafından kandırıldı. Bu şahıs, kendisine lütuf ve ihsan yapıldığında meydana getireceği eser sayesinde yıldızları gözleyerek kehanette bulunacaktı. Fakat bunun için bazı harcamaların gerekli olduğuna ikna ederek 3.000 altın düka ödenek aldı. Bundan başka kendisine yardımcı olmak üzere 12 adet de Hristyan esir verildi. Galata haricinde özel bir viranelikte bir alan inşa edildi ve burada müneccim gözlem yaparak, istikbalden haber verecekti. Bundan başka birkaç ahşap bina daha yapıldı...”

Evliya Çelebi ise seyahanamesinde, Tophane sırtlarında Samsonhane yakınında bir müneccim kuyusu mesiresi olduğunu ve bu kuyunun IV. Murat döneminde, Müftü Yahya Efendi’nin fetvası ile doldurtulduğunu yazmaktadır.

Gözlemevi ile ilgili bir diğer ilginç husus da Takiyüddin’in Kitab Nur Hadakat El-Ebsar ve Nur Hadikat El-Enzar adlı eserinde: “Ben uzakta bulunmaları nedeniyle görülemez olan eşyayı en ince ayrıntılarıyla gösterebilen ve ortalama uzaklıkta bulunan gemilerin yelkenlerini bir ucundan tek bir gözle baktığınızda görebileceğiniz ve Yunanlı bilginlerin yapıp İskenderiye Kulesi’ne yerleştirdiklerine benzer bir mercek yaptım.” satırlarına yer vermesi dolayısıyla, teleskop kullandığının düşünülmesidir. Halbuki teleskobun astronomik amaçlı kullanımı 1609 yılında Galileo ile başlamıştır. İddiaların kaynağı olan Takiyüddin’e ait kitap ise 1574 yılında yazılmıştır. Bu sebepten, kitapta bahsi geçen aletin bir teleskop değil, gözlem borusu olma ihtimali daha fazladır.

Takiyüddin matematik, astronomi, optik ve tıp alanlarında da çalışmalar yapmıştır. Trigonometrik fonksiyonların kesirlerini ilk defa ondalık kesirlerle göstermiş ve birer derecelik fasılalarla 1 dereceden 90 dereceye kadar hesaplanmış sinüs ile tanjant tabloları hazırlamıştır.

Aynı zamanda, ondalık kesirlere ilişkin bilgisi de kuramsal yönden ayrıntılı ve kapsamlıdır. Bir astronom ve astrolog olması sebebiyle, ondalık kesirlerin trigonometri ile astronomiye tatbik edilebileceğini kavramış, bu yolla her iki alanda önemli bir değişimin öncüsü olmuştur.

Takiyüddin’in önemli bilimsel çalışmalarına; Bugyet El-Tüllab min İlm El-Hisab, Sidret El-Münteha El-Efkar fi melek El-Felek El-Devvar, El-Turuk El-Seniyye fi El-Alar El-Ruhaniyye gibileri örnek verilebilir.

Bugün mezarının nerede olduğu kesin olarak bilinmeyen Takiyüddin’in özgün olarak nitelendirilebilecek yapıdaki el yazmalarının bir kısmı, Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Ensitüsünde bulunmaktadır.

Kaynakça:

  • İstanbul Rasathanesi/ Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver
  • Takiyüddin/ Prof. Dr. Muammer Dizer
  • Takiyüddin Rasid: Hayatı ve Eserleri/ Ramazan Şeşen
  • Takiyüddin ve Aritmetik, Trigonometri ve Astronomide Yenileşme/ Remzi Demir
  • Takiyüddin Uzayı Çözen Bilim Adamı/ Parola Yayınları